Gel dedi. Gittim. Gidiverdim öylece yerçekimsiz, geçmişsiz, zamansız ve ev terlikleriyle. 

Yol durumu açıkmış. Durduğumu zannederken bile gidiyormuşum oysa. "Sen beni bekleme git ben sana yetişirim" derken bile gidiyormuşum. Öyle bir gitmek ki sanki ben havada asılı dururken o bana gelmiş gibi olmuş. Oh be, ne iyi olmuş! 

"Hedefinize ulaştınız" diyor yol rehberi. Varıyorum, var oluyorum.  

Çok sıkan kot pantolonumu çıkarıp diz yapmış eşofmanımı giymişim gibi burada olmak. Ne çok sıcak, ne çok soğuk, hafif al-dante! Tam bahar gibi. Kokusu benden, sesi tanıdık... Yeşili yeşil, mavisi mavi... Olmasını istediğim gibi her şey. 

 

Dur dedi sonra. Durdum. Duruverdim öylece çift çizgili dijital buton gibi sessiz, hareketsiz, ışıl ışıl ve dingin. Her şeyin benimle beraber durduğunu düşünecek kadar bozulmuş alıcılarım, algılarım, kaçıcılarım, kaçkılarım. Oysa duyuyorum, esinti sarıyor her yanımı,  direniyorum, hareket edemiyorum, duruyorum, durmayı seviyorum ve durmalara sığamıyor tekrar taşıyorum! Bulunduğum an'ı taşıyorum, bulunduğum an'dan taşıyorum. Hayır, artık teslim oluyorum. 


Bak dedi en sonunda. Baktım. Etrafa bakmalıymışım. Hani yeşiller, hani pembeler? Her yerde ben, kendime bakmalıymışım. O zaman görürmüşüm hakikati. Taşarken renklerim dağılmış her yere, her yer ben olmuş. ben saydamlaşmışım. Burası benmişim, kendime gelmişim. 

O'ymuşum, benmişim, benmiş.

Meğer buralara benden önce gelmişmiş. Bak sen! 

Meğer tüm renklerimiz önce akacak, dağılacak, karışacak ve sonra tekrar bir araya gelecekmiş. 

Yeşiliyle, mavisiyle, pembesiyle, dengesiyle, hem tanıdık hem yepyeni! 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar