Yoldayım gene, çalışması yeni tamamlanmış, şeritlerinin fosforu lastik altında henüz eskimemiş bölünmüş o yolda. Dağların arasında, bazen rampa aşağı inerken karşıma çıkan dağ eteklerindeki hayal kurduracak güzellikteki köyü ile, gene o yoldayım. Mabel Matiz çalıyor, güzel bir yere giderken karnımda uçuşan kelebekleri sakinleştirmek için her zaman dinlediğim güzel sesi ile ruhumu besleyen Fatih, Ahu'yu söylüyor. Hava sıcak, birden ısınması ile en sevdiğim ceketlerimi giyemeyişime neden olduğu için hafif sitemliyim. Sorumlusu kim bilmiyorum ama ben gene de sitem ediyorum. Camı aralıyorum, biraz da yavaşlıyorum. Acelem yok çünkü. Hafif serin hava tenimi sıyırıp arkaya geçiyor, yavaşça dağılan saçlarım dudak nemlendiricime yapışıyor. Sürekli nemlendirici kullanmama rağmen neden hala kuruyor dudaklarım hiç anlamıyorum. Zihnim sarih. Yeter bu kadar hava. müziği duymuyorum. Camı kapatıyorum. şimdi bulanmaya başlıyor aklım. Detaylarda boğuluyormuşum. Balığa suda ...
Kayıtlar
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Gel dedi. Gittim. Gidiverdim öylece yerçekimsiz, geçmişsiz, zamansız ve ev terlikleriyle. Yol durumu açıkmış. Durduğumu zannederken bile gidiyormuşum oysa. "Sen beni bekleme git ben sana yetişirim" derken bile gidiyormuşum. Öyle bir gitmek ki sanki ben havada asılı dururken o bana gelmiş gibi olmuş. Oh be, ne iyi olmuş! "Hedefinize ulaştınız" diyor yol rehberi. Varıyorum, var oluyorum. Çok sıkan kot pantolonumu çıkarıp diz yapmış eşofmanımı giymişim gibi burada olmak. Ne çok sıcak, ne çok soğuk, hafif al-dante! Tam bahar gibi. Kokusu benden, sesi tanıdık... Yeşili yeşil, mavisi mavi... Olmasını istediğim gibi her şey. Dur dedi sonra. Durdum. Duruverdim öylece çift çizgili dijital buton gibi sessiz, hareketsiz, ışıl ışıl ve dingin. Her şeyin benimle beraber durduğunu düşünecek kadar bozulmuş alıcılarım, algılarım, kaçıcılarım, kaçkılarım. Oysa duyuyorum, esinti sarıyor her yanımı, direniyorum, hareket edemiyorum, duruyorum, durmayı seviyorum ve ...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Öyle kapalı olur ki insan bazen, kendi bile anlamaz kapalı olduğunu. Cuma günü olsa Cuma'dan sonra açılır dersin, haftanın alelade günü; açık olması gerekirken, kapalı olur işte bazen. Kapıyı çalanlar olur, "hay Allah, nerede ki dükkan sahibi?" der ve sağa sola bakınır, sonra gider ziyaretçiler. Öyle kapalı olur ki ki, birilerinin kapıyı çalacağını dahi akıl edemez insan, bazen... Tüm sıkılma sebeplerimi tükettiğim bir günde dükkanı açayım dedim; anahtar bile zor girdi yuvaya, öyle bir yabancılık. Dükkanın içinde ağır kasvet, toz... Nereden girdi ki şimdi bu toz? Doğru ya, o atalet tozu, bir yerden girmez, oluşuverir öylece. Havaya da yabancıyım, nefes alamamışım bir an ki hemen dükkanın önüne geri çıkmışım. Esnaf değişmiş, tanıdık sima yok. Olsun varsın, yeniden tanırız sağı ve solu. Ooo güzel, diafon çalışıyor hala. Oralet söylesem mi ki... Neyse dur bakalım, acelesi yok. Dükkandaki her şey yıllar öncesine ait, ne tuhaf... Annemin çocukluğu kadar eski gibi... Ö...